|
Bu
sabah Doğu Yıldızı Örgütü'nü dağıtma kararını tartışacağız. Pek
çoğunuz sevinecek, diğerleri de oldukça üzülecek. Bu sevinilecek
ya da üzülünecek bir durum değil, çünkü açıklayacağım gibi kaçınılmaz
bir durum...
Hakikat
ülkesinin yolu yoktur ve ona ne olursa olsun hiçbir yolla, hiçbir
dinle, hiçbir mezheple ulaşamazsınız... Benim görüşüm bu ve bunda
kesinlikle, koşulsuz olarak ısrarlıyım. Hakikat sınırsız, koşulsuz
ve herhangi bir yolla ulaşılamaz olduğu için örgütlenemez de; insanları
belirli bir yolda yürümeye yönlendirecek ya da zorlayacak bir örgüt
de kurulmamalıdır. Önce bunu anlarsanız, bir inancı örgütlemenin
ne kadar olanaksız olduğunu görürsünüz. İnanç kuşkusuz bireyseldir
ve onu örgütleyemezsiniz, örgütlememelisiniz. Örgütlediğiniz anda
ölür, durağanlaşır; başkalarına dayatılacak bir mezhebe, bir dine
dönüşür.
Bütün
dünyada insanların yapmaya çalıştıkları bu. Hakikatin alanı daraltılıyor
ve güçsüzlerin, yalnızca o an için hoşnutsuz olanların bir oyuncağı
durumuna sokuluyor. Hakikat indirilemez, bireyin ona yükselmek için
çaba göstermesi gerekir. Dağın tepesini vadiye indiremezsiniz...
İşte
benim görüşüme göre, Yıldız Örgütü'nün dağıtılmasını gerektiren
nedenlerden ilki bu. Buna karşın, büyük olasılıkla başka örgütler
kuracaksınız, hakikati arayan başka örgütlere üye olacaksınız. Ben
hiçbir tinsel örgütün üyesi olmak istemiyorum; lütfen bunu anlayın...
Eğer
bu amaçla örgüt kurulacak olursa, bir engel, zayıflık, köstek halini
alır ve bireyi sakatlar, onun büyümesini, özgün biri olmasını engeller,
oysa bu, insanın saltık, koşulsuz hakikati keşfetmesinde temeldir.
Örgütün başkanı olarak dağıtma kararı almamın başka bir nedeni de
bu.
Bu
olağanüstü bir iş değil, çünkü kimsenin beni izlemesini istemiyorum
ve bunda ciddiyim. Birini izlediğiniz anda Hakikati izlemiyorsunuz
demektir. Söylediğime dikkat edip etmediğinizle ilgilenmiyorum.
Bu dünyada yapmak istediğim belli bir şey var ve bunu gerçekleştirmekten
hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim. Yalnızca bir tek temel şeyle ilgileniyorum,
o da insanı özgürleştirmek. Onu bütün kafeslerden, bütün korkulardan
özgürleştirmeyi ve yeni dinler, yeni mezhepler, yeni kurumlar ve
felsefeler oluşturmamayı arzuluyorum. Neden sürekli dünyanın
dört bir yanını gezip konuşmalar yaptığımı soracaksınız doğal olarak.
Size bunu ne için yaptığımı açıklayayım; beni izleyen özel bir grup
istediğim için değil. Ne bu dünyada ne de tinsel dünyada hiçbir
havarim, öğrencim yok.
Beni
çeken para ya da rahat bir yaşam sürme arzusu da değil. Rahat yaşamak
isteseydim bir kampa gelmez ya da nemli bir ülkede yaşamazdım! Açıkça
konuşuyorum, çünkü bunun bir kerede ve sonsuza dek anlaşılmasını
istiyorum. Bu çocukça tartışmaların her yıl yinelenmesini istemiyorum.
Benimle
söyleşi yapan bir gazeteci binlerce üyesi bulunan bir örgütü dağıtmanın
olağanüstü bir iş olduğunu söyledi. Ona göre bu çok büyük bir işti,
çünkü şöyle diyordu: "Peki daha sonra ne yapacaksınız, nasıl
yaşayacaksınız? Sizi izleyen biri olmayacak, insanlar artık sizi
dinlemeyecek." Dinleyecek, yaşayacak, yüzünü sonsuzluğa çevirecek
beş kişi olsa, o da yeter. Anlamayan, bütünüyle önyargılara batmış,
yeniyi istemeyen, ama yeniyi kendi kısır, durağan benliklerine dönüştürmeyi
yeğleyen binlerce insanın olmasının ne yararı var?..
Özgür,
koşulsuz, eksik ve göreceli değil ama bütün, sonsuz bütünsel Hakikat
olduğum için, beni anlamak, özgür olmak isteyen, beni izlemeyen
ve beni kendilerine sonunda bir dine, bir mezhebe dönüşecek bir
kafes yapmayan insanlar istiyorum. Bütün korkularından özgür olsunlar
yeter -- din korkusundan, kurtuluş korkusundan, tin korkusundan,
aşk korkusundan, ölüm korkusundan, yaşam korkusundan. Bir ressam
nasıl resim yapmaktan zevk alıyorsa, resim yapmak onun kendini dışa
vurma biçimiyse, sevinç kaynağıysa, iyi olmasını sağlıyorsa, bu
da benim için aynı; yoksa hiç kimseden hiçbir şey istemiyorum. Siz
yetkeye alışıksınız, ya da sizi tinselliğe götürecek bir yetkenin
ortamına alışıksınız. Bir başkasını sizi olağanüstü güçleriyle --mucizeyle--
Mutluluk denen o sonsuz özgürlük diyarına götüreceğini sanıyor ve
umuyorsunuz. Bütün yaşam görüşünüz bu yetkeye bağlı.
Beni
üç yıldır dinliyorsunuz, birkaç kişi dışında kimsede bir değişim
olmadı. Şimdi söylediğimi çözümleyin, eleştirin, öyle ki bütünüyle,
kökten anlayın...
< On
sekiz yıldır bu olay için, Dünya Öğretmeninin gelişi için hazırlanıyordunuz.
On sekiz yıl kalbinize ve zihninize yeni bir tat verecek, bütün
yaşamınızı dönüştürecek, size yeni bir anlayış getirecek, sizi yeni
bir yaşam düzeyine taşıyacak, yüreklendirecek, özgürleştirecek birini
aradınız, bunun için örgütlendiniz -- şimdi bakın ne oldu! Düşünün,
uslamlayın ve bu inancın sizi nasıl farklı biri yaptığını bulun
-- rozet takmanız gibi yüzeysel bir farklılıktan söz etmiyorum,
bu çok boş, çok saçma. Böyle bir inanç hangi açıdan yaşamda özsel
olmayan şeyleri silip götürdü? Değerlendirmenin tek yolu bu: Yanlış
ve özsel olmayan şeylere dayalı öteki topluluklardan hangi açıdan
daha özgür, daha büyük, daha tehlikelisiniz? Bu örgütün üyeleri
hangi açıdan farklı üyeler oldular?..
Hepiniz
tinsellik için, mutluluk için, aydınlanmak için bir başkasına sırtınızı
yaslıyorsunuz... Aydınlanmak için, mutluluk için, arınmak için,
kendinizi yozlaştırmamak için kendi içinize bakın dediğimde hiçbiriniz
buna istekli değilsiniz. Az sayıda kişi olabilir, ama çok, çok az.
Öyleyse örgüte ne gerek var?
Dışarıdan
hiç kimse sizi özgürleştiremez; örgütlenerek tapınma, kendinizi
bir davaya adama da özgürleştiremez; kendinizi bir örgüte göre biçimlendirme,
işe verme de özgürleştiremez. Mektup yazmak için daktilo kullanırsınız,
ama bir sunağın üstüne koyup ona tapmazsınız. Ama örgütler sizin
için başlıca ilgi alanı durumuna geldiğinde yaptığınız bu. "Kaç
üyeniz var?" Bütün gazetecilerin bana ilk sordukları soru bu.
"Sizi izleyen kaç kişi var? Sayılarına göre sizin söylediklerinizin
doğru olup olmadığına karar vereceğiz." Kaç kişi olduğunu bilmiyorum.
Bununla ilgilenmiyorum. Özgürleşmiş bir tek insan bile olsa, bu
yeterli olurdu...
Bunda
başka, Mutluluk Krallığının anahtarının yalnızca belli kişilerin
elinde olduğunu düşünüyorsunuz. Kimsenin elinde değil. O anahtarı
elinde tutmaya kimse yetkili değil. O anahtar siz kendinizsiniz
ve Sonsuzluk Krallığı ancak sizin gelişiminize, arınmanıza ve yozlaşmamanıza
bağlı...
Ne
kadar ilerlediğinizin, tinsel düzeyinizin ne olduğunun söylenmesine
alıştınız bugüne kadar. Ne kadar çocukça! Dürüst olup olmadığınızı
size sizden başka kim söyleyebilir?.. Ama gerçekten anlamayı isteyenler,
başı sonu olmayanı arayanlar hep birlikte yürüyecekler; özsel ve
gerçek olmayan her şeye, gölgelere karşı birer tehlike oluşturacaklar.
Ve toplanacaklar, ateş olacaklar, çünkü anlayacaklar. Böyle bir
birlik oluşturmalıyız ve benim amacım bu. Gerçek dostluk sayesinde
--bunu siz pek biliyor görünmüyorsunuz-- hepsinin arasında gerçek
bir işbirliği oluşacak. Bunun nedeni yetke, bunun nedeni kurtuluş
olmayacak, çünkü anlayacak ve böylece sonsuzda yaşayabilecekler.
Bu bütün hazlardan, bütün kendini adayışlardan daha büyük bir şeydir.
İşte
iki yıl enine boyuna düşündükten sonra, bu nedenlerden dolayı dağıtma
kararı aldım. Anlık bir tepki değildi. Kimse beni buna inandırmadı
-- böyle konularda kimse beni inandıramaz. İki yıl boyunca bu konuyu
yavaş yavaş, dikkatle, sabırla düşündüm ve artık Başkanı olarak
Örgütü dağıtmaya karar verdim. Şimdi başka örgütler kurabilir, başka
birinin sizi kurtarmasını bekleyebilirsiniz. Ben bununla ilgilenmiyorum,
kendinize yeni kafesler örüp bu kafesleri yeni biçimlerde süslemenizle
de ilgilenmiyorum. Benim tek ilgilendiğim insanı kesin olarak, koşulsuz
olarak özgürleştirmek.
<<geri<<
|