|
Krishnamurti'nin
anlatımı
Avustralya'dan
ayrıldığımdan beri Kuthumi'nin bana oradayken verdiği mesaj hakkında
düşünüp taşınıyordum. Doğal olarak onun buyurduklarına olabildiğince
çabuk ulaşmayı istiyordum, ama önüme koyulan ideallere ulaşmada
en iyi yöntemin ne olduğu konusunda bir ölçüde emin değildim. Diyebilirim
ki düşünmeden geçirdiğim bir gün bile olmadı, ama bunun son derece
sıradan ve özensiz bir düşünme olduğunu utanarak söylemek zorundayım.
Ama Kuthumi'nin mesajı her an zihnimin bir köşesindeydi. 3 Ağustos
1922'den beri her sabah düzenli olarak yaklaşık 30 dakika meditasyon
yapıyordum. Şaşırtıcı bir biçimde oldukça kolaylıkla yoğunlaşabiliyordum,
ve birkaç gün içinde nerede hata yaptığımı ve yapmış olduğumu görmeye
başladım. Hemen, bilinçli olarak, geçmiş yılların yanlış birikimlerini
yok etmeye koyuldum. Aynı hızla amacıma ulaşmanın yollarını ve araçlarını
bulmaya giriştim. Öncelikle bütün öteki bedenlerimi Budik düzeyde
uyuma kavuşturmam gerektiğini fark ettim, bunu yapabilmem için benliğimin
bu düzeyde ne istediğini bulmalıydım. Çeşitli bedenler arasında
uyum sağlayabilmek için onların da bu düzeydekiyle aynı hızda titreşmesini
sağlamalıydım, ve bunun için bu düzeydekinin yaşamsal ilgisinin
ne olduğunu bulmalıydım.
Beni
şaşırtan bir rahatlıkla bu yüksek düzeydeki temel ilginin Maitreya'ya
ve diğerlerine hizmet etmek olduğunu buldum. Fiziksel zihnimde bu
düşünce son derece açıktı, öteki bedenlerin de tıpkı soylu ve tinsel
düzeyde olduğu gibi devinmesini ve düşünmesini sağlamalı ve denetlemeliydim.
Üç haftadan kısa bu süre içinde, gün boyunca Maitreya'nın imgesini
zihnimde tutmaya yoğunlaştım ve bunu yapmakta hiç güçlük çekmedim.
Dinginleştiğimi ve çok daha huzurlu olduğumu fark ettim. Yaşama
bakışım bütünüyle değişmişti. Sonra 17 Ağustos'ta ensemde keskin
bir ağrı başladı, meditasyonu 15 dakikaya indirmek zorunda kaldım.
Ağrının geçmesini umuyordum, ama daha da arttı. 19'unda doruk noktasına
ulaştı. Düşünemiyordum, hiçbir şey yapamıyordum, buradaki arkadaşlar
beni yatıp dinlenmeye zorladılar. Sonra hemen hemen bütün bilincimi
yitirdim, ama yine de çevremde neler olup bittiğinin farkındaydım.
Her gün öğle saatlerinde kendime geliyordum.
İlk
gün, bu haldeyken ve çevremdeki şeylerin bilincindeyken, ilk olağandışı
deneyimi yaşadım. Yolu onaran bir adam vardı; o adam bendim; elindeki
kazma bendim; kırdığı taş benim bir parçamdı; ince ot tanesi benim
varlığımdı, adamın yanındaki ağaç bendim. Neredeyse adamla aynı
şeyleri duyumsuyor ve düşünüyor, ağacın dalları arasında esen rüzgarı,
otun üstündeki küçük karıncayı duyumsayabiliyordum. Kuşlar, toz
toprak, gürültü benim bir parçamdı. Tam o sırada az uzaktan bir
araba geçti; sürücüsü, motoru, tekerlekleri bendim; araba benden
uzaklaştıkça ben de kendimden uzaklaşıyordum. Ben her şeydeydim,
ya da dahası her şey bendeydi, canlı ve cansız her şey; dağ, solucan
ve soluk alıp veren bütün her şey.
Bütün
gün bu mutluluk halini yaşadım. Hiçbir şey yiyemiyordum, saat altıda
yine fiziksel bedenimi yitirmeye başladım, doğal olarak fiziksel
öğe istediğini yapıyordu; yarı bilinçliydim.
Ertesi
günün sabahı (20 Ağustos) hemen hemen bir önceki gün gibiydi, odada
çok insan olmasına dayanamıyordum. Onları oldukça garip bir biçimde
duyumsuyordum, titreşimleri beni sinirlendiriyordu. O akşam saat
yine altıya doğru her zamankinden daha da kötüleştim. Kimsenin yanımda
durmasını ya da bana dokunmasını istemiyordum. Son derece yorgun
ve güçsüzdüm. Sanırım aşırı bunalmadan ve fiziksel denetim yokluğundan
dolayı ağlıyordum. Başım oldukça kötüydü, sanki tepesine iğneler
batırıyorlardı. Bu haldeyken, yattığım yatak düşünemeyeceğiniz kadar
pis ve kötü geliyordu bana, oysa bir önceki gün de yattığım yatak
aynısıydı. Birden yerde oturduğumu fark ettim, Nitya ve Rosalind
yatağa yatmamı söylüyorlardı. Onlara bana dokunmamalarını, yatağın
pis olduğunu söyledim. Bir süre daha böyle geçti, sonunda verandaya
çıktım, kısa bir süre bunalmış ama biraz daha dingin olarak oturdum.
Kendime
gelmeye başladığımda Bay Warrington evin yakınındaki biber ağacının
altına gitmemi söyledi. Orada bağdaş kurarak meditasyon yaptım.
Bir süre böyle oturduktan sonra bedenimden çıktığımı duyumsadım,
ağacın narin, yumuşak yapraklarının altında oturduğumu gördüm. Yüzüm
doğuya dönüktü. Bedenim önümde duruyordu ve başımın üstünde parlak
ve apaçık Yıldızı görüyordum. Sonra Buda'nın titreşimini duydum;
Maitreya'yı ve Kuthumi'yi gördüm. Öylesine mutlu, dingin ve huzurluydum.
Hâlâ bedenimi görebiliyor, onun çevresinde dönüyordum. Havada ve
gölde o kadar derin bir dinginlik egemendi ki fiziksel bedenimi
ve zihnimi duyumsuyordum. Yüzeyde hareketler altüst edilebilirdi,
ama hiçbir şey, evet hiçbir şey, ruhumun dinginliğini bozamazdı.
Ulu varlıklar bir süre benimle birlikte kaldılar, sonra gittiler.
Gördüklerimden
dolayı inanılmaz ölçüde mutluydum. Artık hiçbir şey eskisi gibi
olamazdı. Yaşamın kaynağından berrak ve arı sular içtim, susuzluğum
yatıştı; artık bir daha susayamam. Artık bir daha zifiri karanlıkta
kalamam; Işığı gördüm. Bütün acıyı ve üzüntüyü iyileştiren şefkate
dokundum; kendim için değil, dünya için. Dağın doruğuna çıktım ve
Ulu Varlıkları seyrettim. Bir daha karanlıkta kalamam; görkemli
ve iyileştiren Işığı gördüm. Hakikatin kaynağı bana açıldı ve karanlık
dağıldı. Bütün görkemiyle Aşk kalbimi sarhoş etti; kalbim bir daha
asla kapanamaz. Sevincin ve sonsuz Güzelliğin kaynağından içtim.
Tanrıyla sarhoş oldum.
<< geri
|