Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim | SSS



Boş bırakmayın.
 
 
Yeni Çıkanlar
 
Dinle Ney'den / Felsefi..
Dinle Ney'den / Tasavvu..
Eğitim Üzerine..
Farklı Bir Yaşam..
İsa ve Kayıp Tanrıça..
İsa'nın Gizemleri..
Meditasyonlar..
 

Çok Satanlar
 

Batıni Gelenek..

Farklı Bir Yaşam..
İlişki Üzerine..
İsa ve Kayıp Tanrıça..
Kabballah..
Krishnamurti ve PHILOS..
Zihin ve Düşünce Üzeri..

Yazılar
 

Korkudan Özgürleşim ve Krishna..
Rajghat Okulu'nda Çocuklarla B..
Timothy Freke ve Peter Gandy i..

Krishnamurti'nin anlatımı

Avustralya'dan ayrıldığımdan beri Kuthumi'nin bana oradayken verdiği mesaj hakkında düşünüp taşınıyordum. Doğal olarak onun buyurduklarına olabildiğince çabuk ulaşmayı istiyordum, ama önüme koyulan ideallere ulaşmada en iyi yöntemin ne olduğu konusunda bir ölçüde emin değildim. Diyebilirim ki düşünmeden geçirdiğim bir gün bile olmadı, ama bunun son derece sıradan ve özensiz bir düşünme olduğunu utanarak söylemek zorundayım. Ama Kuthumi'nin mesajı her an zihnimin bir köşesindeydi. 3 Ağustos 1922'den beri her sabah düzenli olarak yaklaşık 30 dakika meditasyon yapıyordum. Şaşırtıcı bir biçimde oldukça kolaylıkla yoğunlaşabiliyordum, ve birkaç gün içinde nerede hata yaptığımı ve yapmış olduğumu görmeye başladım. Hemen, bilinçli olarak, geçmiş yılların yanlış birikimlerini yok etmeye koyuldum. Aynı hızla amacıma ulaşmanın yollarını ve araçlarını bulmaya giriştim. Öncelikle bütün öteki bedenlerimi Budik düzeyde uyuma kavuşturmam gerektiğini fark ettim, bunu yapabilmem için benliğimin bu düzeyde ne istediğini bulmalıydım. Çeşitli bedenler arasında uyum sağlayabilmek için onların da bu düzeydekiyle aynı hızda titreşmesini sağlamalıydım, ve bunun için bu düzeydekinin yaşamsal ilgisinin ne olduğunu bulmalıydım.

Beni şaşırtan bir rahatlıkla bu yüksek düzeydeki temel ilginin Maitreya'ya ve diğerlerine hizmet etmek olduğunu buldum. Fiziksel zihnimde bu düşünce son derece açıktı, öteki bedenlerin de tıpkı soylu ve tinsel düzeyde olduğu gibi devinmesini ve düşünmesini sağlamalı ve denetlemeliydim. Üç haftadan kısa bu süre içinde, gün boyunca Maitreya'nın imgesini zihnimde tutmaya yoğunlaştım ve bunu yapmakta hiç güçlük çekmedim. Dinginleştiğimi ve çok daha huzurlu olduğumu fark ettim. Yaşama bakışım bütünüyle değişmişti. Sonra 17 Ağustos'ta ensemde keskin bir ağrı başladı, meditasyonu 15 dakikaya indirmek zorunda kaldım. Ağrının geçmesini umuyordum, ama daha da arttı. 19'unda doruk noktasına ulaştı. Düşünemiyordum, hiçbir şey yapamıyordum, buradaki arkadaşlar beni yatıp dinlenmeye zorladılar. Sonra hemen hemen bütün bilincimi yitirdim, ama yine de çevremde neler olup bittiğinin farkındaydım. Her gün öğle saatlerinde kendime geliyordum.

İlk gün, bu haldeyken ve çevremdeki şeylerin bilincindeyken, ilk olağandışı deneyimi yaşadım. Yolu onaran bir adam vardı; o adam bendim; elindeki kazma bendim; kırdığı taş benim bir parçamdı; ince ot tanesi benim varlığımdı, adamın yanındaki ağaç bendim. Neredeyse adamla aynı şeyleri duyumsuyor ve düşünüyor, ağacın dalları arasında esen rüzgarı, otun üstündeki küçük karıncayı duyumsayabiliyordum. Kuşlar, toz toprak, gürültü benim bir parçamdı. Tam o sırada az uzaktan bir araba geçti; sürücüsü, motoru, tekerlekleri bendim; araba benden uzaklaştıkça ben de kendimden uzaklaşıyordum. Ben her şeydeydim, ya da dahası her şey bendeydi, canlı ve cansız her şey; dağ, solucan ve soluk alıp veren bütün her şey.

Bütün gün bu mutluluk halini yaşadım. Hiçbir şey yiyemiyordum, saat altıda yine fiziksel bedenimi yitirmeye başladım, doğal olarak fiziksel öğe istediğini yapıyordu; yarı bilinçliydim.

Ertesi günün sabahı (20 Ağustos) hemen hemen bir önceki gün gibiydi, odada çok insan olmasına dayanamıyordum. Onları oldukça garip bir biçimde duyumsuyordum, titreşimleri beni sinirlendiriyordu. O akşam saat yine altıya doğru her zamankinden daha da kötüleştim. Kimsenin yanımda durmasını ya da bana dokunmasını istemiyordum. Son derece yorgun ve güçsüzdüm. Sanırım aşırı bunalmadan ve fiziksel denetim yokluğundan dolayı ağlıyordum. Başım oldukça kötüydü, sanki tepesine iğneler batırıyorlardı. Bu haldeyken, yattığım yatak düşünemeyeceğiniz kadar pis ve kötü geliyordu bana, oysa bir önceki gün de yattığım yatak aynısıydı. Birden yerde oturduğumu fark ettim, Nitya ve Rosalind yatağa yatmamı söylüyorlardı. Onlara bana dokunmamalarını, yatağın pis olduğunu söyledim. Bir süre daha böyle geçti, sonunda verandaya çıktım, kısa bir süre bunalmış ama biraz daha dingin olarak oturdum.

Kendime gelmeye başladığımda Bay Warrington evin yakınındaki biber ağacının altına gitmemi söyledi. Orada bağdaş kurarak meditasyon yaptım. Bir süre böyle oturduktan sonra bedenimden çıktığımı duyumsadım, ağacın narin, yumuşak yapraklarının altında oturduğumu gördüm. Yüzüm doğuya dönüktü. Bedenim önümde duruyordu ve başımın üstünde parlak ve apaçık Yıldızı görüyordum. Sonra Buda'nın titreşimini duydum; Maitreya'yı ve Kuthumi'yi gördüm. Öylesine mutlu, dingin ve huzurluydum. Hâlâ bedenimi görebiliyor, onun çevresinde dönüyordum. Havada ve gölde o kadar derin bir dinginlik egemendi ki fiziksel bedenimi ve zihnimi duyumsuyordum. Yüzeyde hareketler altüst edilebilirdi, ama hiçbir şey, evet hiçbir şey, ruhumun dinginliğini bozamazdı. Ulu varlıklar bir süre benimle birlikte kaldılar, sonra gittiler.

Gördüklerimden dolayı inanılmaz ölçüde mutluydum. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı. Yaşamın kaynağından berrak ve arı sular içtim, susuzluğum yatıştı; artık bir daha susayamam. Artık bir daha zifiri karanlıkta kalamam; Işığı gördüm. Bütün acıyı ve üzüntüyü iyileştiren şefkate dokundum; kendim için değil, dünya için. Dağın doruğuna çıktım ve Ulu Varlıkları seyrettim. Bir daha karanlıkta kalamam; görkemli ve iyileştiren Işığı gördüm. Hakikatin kaynağı bana açıldı ve karanlık dağıldı. Bütün görkemiyle Aşk kalbimi sarhoş etti; kalbim bir daha asla kapanamaz. Sevincin ve sonsuz Güzelliğin kaynağından içtim. Tanrıyla sarhoş oldum.

<< geri

J.Krishnamurti
 

J.K.'nın yaşam öyküsüne, fotoğraflarına, günlüğünden alıntılara, kısa video kayıtlarına ulaşabileceğiniz J.K. köşesi...

 

 





Copyright © Ayna Yayınevi 2008


Cağaloğlu Yokuşu Edes Han No:40 K:2 Cağaloğlu - İSTANBUL
Telefon: 0 212 513 80 19 - Faks: 0 212 513 81 09

designed by denizdemirdöven