Korkudan Özgürleşim ve Krishnamurti
Krishnamurti ve Philosophia - Cengiz ERENGİL Ruhsal
çözümlemeler korkuyu dağıtır mı?
Yoksa çöümleme, zihnin korkudan özgürleşmesini felç etme biçimi
midir?
Jiddu Krishnamurti
Korkularımız
gerçekliğin üzerini bir örtü gibi kaplayarak bizi yanılsamalara
iter. Gerçek olmayanı gerçek
kabul ederiz ve gerçek olanı da gerçek olmayan. Gerçekliğin bu
çarpıtılmış algılanışına yanılsama ya da
illüzyon denir. Bu yanılsama ise her zaman bölünme, çatışma,
şiddet ve savaşı da beraberinde getirir.
Yaşama ve ölüme ilişkin korkularımız olduğu gibi tanımadığımız
insanlardan ve anlamadığımız yazılardan
da korkarız. Korku sözcüğünden de korkarız. Bu korkularımızın
çoğu haz duyduğumuz anları yeniden
yaşama arzularımızla bağıntılıdır.
Erich Fromm, korku nedeniyle insanların bazı şeyleri bastırdıklarını
ve bilinç düzeyine çıkmasını
engellediklerini söyler.
"(...) Ama neyin korkusu? Freud'un öne sürmüş olduğu hadım
olma korkusu mu? Buna inanmak
için yeterince kanıt yok gibi görünüyor. Yoksa bu öldürülmek,
hapsedilmek ya da açlık korkusu mu? (...) Ben, bundan daha başka
ve çok daha güçlü bir bastırma dürtüsü olduğuna inanıyorum.Bu
dürtü başkalarından soyutlanma ve yalnız kalma korkusudur. Çünkü
insan, insan olduğu ölçüde,
yani doğayı aşıp, kendinin ve ölümün bilincine vardığı ölçüde,
saltık yalnızlık ve başkalarından
ayrı olma duygusu, onun için çılgınlığa yakın bir duygudur. İnsan,
insan olarak delirmekten, tıpkı
ölmekten korktuğu gibi korkar. İnsanın sağlıklı bir ruh yapısı
olması için başkalarıyla ilişki kurması, başkalarıyla birarada
yaşamayı öğrenmesi gerekmektedir."*1
Yanılsamalardan kurtulabilmek için ilişkiler aynasında kendimizi
gözlemlemeliyiz. Koşullanmalarımızı,
önyargılarımızı, katılaşmış imgelerimizi, düşüncelerimizi, davranış
biçimlerimizi, kriz anlarındaki tepkilerimizi olduğu gibi seyretmeliyiz.
Şunu anlamamız gerekiyor ki, biz olduğumuzu sandığımız şey değiliz;
ilişkiler aynasında ne isek oyuz. Bu yüzden gerçek anlamda bir
aydınlanma ve kişilikte temel bir dönüşüm, insanlardan soyutlanarak
gerçekleşemez. Aydınlanma sanal bir sanı değildir, psişik enerjilerin
farkındalığını içerir.
Jung, psişik enerjinin, karşıtların gerilimiyle oluştuğunu
söyler. Karşıtların birbirini dengelemesinin,
nevroz hakkındaki eski kuramlarda da bulunduğunu belirtir:
"Freud'un kuramı Eros'a, Adler'inki iktidar istencine takılıp
kalmıştı. Mantıken aşk'ın karşıtı nefret,
Eros'unki ise Phobos (korku) dur, ama psikolojik olarak iktidar
istencidir. Aşk'ın egemen olduğu
yerde, iktidar istenci yoktur. İktidar istencinin üstün geldiği
yerde ise aşk yok demektir. Biri, ötekinin gölgesidir: Eros görüş
açısını benimseyen, telafi edici karşıtını, iktidar istencinde
bulur. İktidarı vurgulayan kişi ise, bunu Eros'ta bulur."*2
Daha sonra Jung, Freud'un görüşünü şöyle eleştirir:
"Bir yandan entelektüel düşünüşün, öte yandan da psikolojik
önyargının hakkını vermek için, Freud, Eros'un karşıtı olarak
yok edici ölüm içgüdüsü dediği unsuru koymak zorunda kalmıştı.
Bir kere Eros, yaşamın eşdeğeri değildir, ama öyle olduğunu sananlar
için, Eros'un karşıtının ister istemez ölüm olması gerekir. Sonra
kendimizin en yüksek ilkesinin karşıtının katıksız bir biçimde
yıkıcı, öldürücü ve kötü olduğunu düşünürüz. Ona herhangi bir
olumlu yaşam gücü atfetmekten çekiniriz, ondan kaçınırız, korkarız."*3
1 Erich Fromm, Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum, Çev. Necla
Arat, Say Kitap Pazarlama, İstanbul, 1981,
s.153,154
*2 Carl Gustav Jung, Analitik Psikoloji, Çev. Ender Gürol,
Payel Yayınevi, İstanbul, 1997, s.134.