Aydınlanma nedir?
Aydınlanma nedir? - John WHITE
(...)
"Aydınlanma
nedir?"in ebedi soru olması gibi, yanıtı da ebedi bilgelik olarak adlandırılmıştır.
Tinsel yolculuğun hedefi budur: insan deneyiminin kalbine erişerek, elmasın
kesilmiş her yüzünün aydınlanması gibi, varoluşun anlamına ve gerçekliğin doğasına
ilişkin tüm kuşkuyu gideren köklü bir anlayış. Bu, olgusal bir bilgi sorunu
olmaktan çok bilgelik duygusu sorunudur; her şeyi bilmek değil, ama pekinliktir.
Ebedi bilgelik değişmez; hakikat tektir. Bu, tüm büyük dinlerin ve kutsal geleneklerin,
tüm hermetik felsefelerin, gerçek gizemci okulların ve daha yüksek gizlici yolların
bilgeleri tarafından üzerinde anlaşılan bir şeydir. Aydınlanma bütün bunların
merkezindeki hakikattir. Daha da açık söylersek, yaşamın özüdür--tüm büyümenin,
gelişmenin, evrimin ereğidir. Temelde ne olduğumuzun keşfidir ve şu soruların
yanıtıdır: Ben kimim? Neden buradayım? Nereye gidiyorum? Yaşamın anlamı nedir?
Aykırı görünse
de, aradığımız yanıt özde daha şimdiden ne olduğumuzdan başka bir şey
değildir--Varlık, tüm Oluşun kaynağı ve zemini olan en son bütünlük. Aydınlanma
Varlığın hakikatinin gerçekleşmesidir. Doğduğumuz zamanki koşulumuz, hakiki
kendimiz geleneksel olarak Tanrı, Kozmik Kişi, Yüce Varlık, her-şeydeki-Bir
diye adlandırılan Varlıktır. (Bu arada belirtelim, kimi aydınlanmış öğretmenler--Buda
bunlardan biriydi--daha iyi iletişim sağlayabilmek için tanrıtanırcı terimlerden
kaçınmayı yeğlerler. Niyetleri böyle dil kullanıldığında ortaya çıkan ve anlamayı
engelleyen derin kültürel koşullanmadan sakınmaktır.) Bizler Varlığın belirişleriyiz,
ama aynı zamanda kozmosun kendisi gibi Oluş sürecindeyiz--varoluşun kaynağının
eksiksizliğini her geçen gün daha güzel bir biçimde dile getiren çok daha üst
hallere doğru her zaman değişen, gelişen, büyüyen, evrimlenen bir süreç. Dolayısıyla,
bizler yalnızca insan varlıklar değiliz; aynı zamanda insan oluşlarız. Aydınlanma
oluştaki varlığın olağanüstü dengeli yerini anlamaktır.
Öyleyse, tüm varoluşun ve tüm deneyimin hakikati kesintisiz burada-ve-şimdiden,
şu anda burada olandan, arayan, çabalayan ve soran şeyin başlangıçtaki doğasından,
yani Varlıktan başka bir şey değildir. Tinsel yolculuk o hakikati keşfetme
ve yaşama sürecidir. Kendini gören göz demektir--ya da daha doğrusu, kendi
'Kendi'sini gören ben. Felsefi terimlerde, aydınlanma tüm ikiliklerin birliğini,
tüm karşıtların uyumlu bileşimini, sonsuz çokluk ve türlülüğün tekliğini kavramaktır.
Psikoloji terimlerinde, aydınlanma tüm sınırlanma ve başkalık duyusunun aşılmasıdır.
Hümanist terimlerde, yolculuğun öğreti olduğunu, yolun ve varış noktasının eninde
sonunda bir olduğunu anlamaktır. Tanrıbilimsel terimlerde, Tanrının ve insanın
birliğini kavramaktır. Varlıkbilimsel terimlerde, bütün kozmosu aşan ama yine
de aynı zamanda hiçbir şey Ondan ayrı olmadığı ya da hiçbir zaman ayrı olamayacağı
için her günkü gerçeklik olan tüm hallerin Halidir, tüm koşulların Koşuludur.
**
Aydınlanmaya
pek çok ad verilmiştir. Buda "aydınlanmış kişi" anlamına gelir, Christ
ve Mesih de öyle. Aziz Paul aydınlanmayı "Tanrının anlayışı aşan huzuru",
Richard Maurice Bucke ise "kozmik bilinç" olarak adlandırdı. Zen'de
adı satori, yogada samadhi ya da mokşa, Sufilikte fena,
Taoculukta wu ya da En Son Tao'dur. Gürciyef ona "nesnel bilinç"
adını taktı, Sri Aurobindo Üstün Zihin'den söz etti, mistik okullar ve okült
yollar "aydınlanma"dan, "özgürleşme"den ve "kendini
gerçekleştirme"den söz ettiler. Benzer olarak, aydınlanma birçok imge ile
de simgelenmiştir: Hinduizmin bin taç yapraklı lotus (nilüfer) çiçeği, Hıristiyanlığın
Kutsal Kasesi, Budizmin saydam aynası, Yahudiliğin Davud Yıldızı, Taoculuğun
yin-yang çemberi, dağın doruğu, kuğu, dingin göl, gizemli gül, ebedi alev.
**
Ad ya da simge
ne olursa olsun, sözel betimlemenin ne denli şiirsel ve esinleyici olduğu bir
yana, doğrudan deneyimin yerini hiçbir şey tutmaz. Aydınlanma söze dökülemez--sözcüklerin,
imgelerin ve kavramların ötesindedir; akıl, mantık, çözümleme ya da bencil-mantıksal-zihinsel
varlığımızın herhangi bir yanı ile kavranamaz, zihnin ne denli keskin ve anlayışlı,
zekanın ne denli kurnaz olduğunun önemi yoktur. Bir simge açığa vurduğu kadar
gizler de; sözcükler ancak hakikat hakkındadır--hakikatin kendisi değildir.
Dolayısıyla sözcükler ancak yol gösterir, güvence vermez. Aydınlanma üzerine
okumak tinsel bir disiplinin ya da kutsal bir geleneğin uygulamasının yerine
geçmez. Edimsel deneyim olmalıdır; kek resimleri açları doyurmaz.
Öyleyse aydınlanmayı kendiniz deneyimlemeniz için kesinlikle "okunması"
gereken tek şey Büyük Gizemdir; bunun için de derin düşünce gözüyle okumalısınız,
usun gözüyle değil ve hiç kuşkusuz aydınlanma sanayisinin çeşit çeşit büyüleyici
malları ile de değil. Dahası, ne denli çetin bir arayışa girdiğinizin, ne denli
çok çaba harcadığınızın önemi yoktur, aydınlanma hiçbir zaman elde edilemez--ancak
keşfedilebilir. Bunun için hepimiz tinsel geleneklerin lütuf dedikleri şeye
bağımlıyız.
Ama bol bol lütuf--şaşırtıcı ölçüde lütuf--vardır. İsa'nın dediği gibi, eğer
ekmek isterseniz, size taş verilecek değildir. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı
çalın, size açılacaktır. Evrensel bir zeka yolun her adımında size gereksinim
duyduğunuz her şeyi sağlar. Bütün amacı yalnızca sizi hakiki doğanıza uyandırmaktır.
Aydınlanma ya da göklerin krallığı sizin doğuştan hakkınızdır.
Aydınlanmanın doğuştan
hakkımız olduğunu önesürsek de bu kolay bir iş değildir. Lütuf herkesin üzerine
yağmur gibi iner, ama yine yağmur gibi, ancak onu "yakalamaya" uygun
biçimde hazırlanmış bir kap tarafından alınabilir. Hazırlık bir bilinç değişimini
kapsar. Bu değişim olmaksızın, yağmurun üzerinden akıp gittiği taşlardan başka
bir şey değiliz; ama bu değişimle, gökten yağanı alabilen kupalar ya da kadehler
biçiminde oyulup işlenmiş taşlara dönüşürüz.
1 2
|